Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Leyla Yıldız Atahan
Leyla Yıldız Atahan

AÇLIK KAPIDA, VURGUN MASADA: BU BİR YOKSULLUK DEĞİL, SİSTEMATİK BİR CİNAYETTİR!

AÇLIK KAPIDA, VURGUN MASADA: BU BİR YOKSULLUK DEĞİL, SİSTEMATİK BİR CİNAYETTİR!

Bugün 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü. Ancak ne yazık ki sokaklarımızda, evlerimizde ve mutfaklarımızda mücadele edilen şey yoksulluk değil; bizzat yoksulluğun kendisi tarafından esir alınmış hayatlar. Küresel ölçekte “onurlu bir yaşam” ve “güvenli konut” temalarıyla anılan bu gün, bizim coğrafyamızda trajikomik bir ironiden ibaret. Çünkü bu topraklarda yoksulluk, coğrafi bir kader ya da kaynak yetersizliği değil; göz göre göre, sistematik bir şekilde üretilen toplumsal bir cinayettir.
Artık kelimeleri kibarlaştırmanın, diplomatik dille etraftan dolanmanın zamanı geçti. Karşımızdaki tablo nettir: Bu ülkede gelir adaletsizliği bir ekonomi tercihi değil, kamu kaynaklarına çökmüş bir azınlığın vatandaşın canına kastetmesidir!
Devletin malı deniz, yemeyen domuz” arsızlığını kendilerine ahlak edinenler, kamunun imkânlarını, yetimin hakkını fütursuzca yağmalıyor.

DENİZ BİTTİ, SIRA VATANDAŞIN ETİNDE: SERBEST PİYASA KILIFLI SOYGUN DÜZENİ

Kürsülerden yine süslü laflar edilecek, sosyal sorumluluk projeleri havada uçuşacak, yoksullara “sabır” ve “şükür” duaları dağıtılacak. Ama kimse aynaya bakıp asıl suçluyu işaret etmeye cesaret edemeyecek. Gelin, biz o aynayı tam kalbine tutalım bu düzenin. Çünkü bu ülkede yoksulluk artık bir “durum” değil; birilerinin ceplerini doldurması için kurgulanmış devasa bir çark.
Gelir dağılımındaki uçurum artık saklanamaz, istatistik oyunlarıyla makyajlanamaz bir boyuta ulaştı. Bir yanda kamunun kaynaklarını kendi şahsi çiftliği gibi kullanan, lüks içinde yüzen, “devletin malı deniz, yemeyen domuz” zihniyetini rehber edinmiş bir azınlık; diğer yanda ise evine götüreceği bir somun ekmeğin hesabını yapan milyonlar… Kamu kaynakları fütursuzca, hiçbir denetim ve ahlak sınırı tanınmadan israf edilirken, bu israfın faturası her sabah gözümüzü açtığımızda karşımıza çıkan yeni zam dalgalarıyla yine vatandaşa kesiliyor. Kamudaki şatafatın bedeli, işçinin, emekçinin sırtına yüklenen vergilerle ödeniyor.

Peki, çarşıda pazarda ne oluyor? Adına “serbest piyasa” dedikleri o kuralsız, vahşi orman kanunu, denetimsiz satıcıların elinde vatandaşı alenen soymak için yasal bir kılıfa dönüştürüldü. Fiyat etiketleri saat başı değişiyor. Denetim mekanizmaları işlevsiz, cezalar caydırıcılıktan uzak. Sermaye sahipleri serbest piyasa masalları anlatırken, vatandaşın cebindeki son kuruş, fahiş fiyatlar ve fırsatçılık eliyle gasp ediliyor.
Üstelik bu çürüme sadece merkezi yönetimle de sınırlı değil. Yerel yönetimlerden yükselen usulsüzlük, rüşvet ve hırsızlık kokuları artık ayyuka çıkmış durumda. Halkın refahı, mahallenin parkı, kentin altyapısı için harcanması gereken bütçeler, şahsi ikballere ve yandaş ortaklıklara peşkeş çekiliyor. Yereldeki bu küçük ölçekli vurgunlar, tabandaki derin yoksulluğu daha da dibe çekiyor, kılcal damarlara kadar yayıyor.

Sonuç mu? Sonuç; açlık sınırının çok altında yaşamaya mahkûm edilmiş, asgari ücret adı verilen o kölelik bedeliyle mucizeler yaratması beklenen milyonlarca çalışan. Anneler çocuklarının beslenme çantasına bir parça peynir koyamazken, babalar evladının yüzüne bakarken yerin dibine geçiyor. İşsizlik oranları çığ gibi büyürken, gençlerin geleceğe dair umutları bir bir sönüyor.
İşte tam bu noktada, sosyolojinin kaçınılmaz kanunu devreye giriyor. Açlık, insan fıtratını zorlayan en tehlikeli kırılma noktasıdır. Açlık, insana gururunu, inancını, geleceğini unutturur. Siz bu halkı açlıkla, çaresizlikle, işsizlikle köşeye sıkıştırırsanız, insanların illegal işlere, suça ve karanlık yollara sapmasına zemin hazırlarsınız. Bugün sokakların güvensiz hale gelmesinin, gençlerin yasa dışı bahis, uyuşturucu ve çeteleşme bataklığına saplanmasının tek bir sorumlusu vardır: Halkı açlığa mahkûm edip, kendi lüksünden bir santim bile ödün vermeyen o doymak bilmez elitlerdir!
İnsanları yasal yollardan karınlarını doyuramaz hale getirip, sonra da ahlak dersi vermek riyakarlığın zirvesidir. Bu ülkede yoksulluk bir kader değil; organize bir talanın, göz yumulan bir soygunun doğrudan sonucudur.

Bugün 17 Ekim. Yoksullukla mücadele etmek istiyorsanız, önce bu yoksulluğu yaratan haramzade düzenle, kamunun malını yağmalayan zihniyetle ve serbest piyasa adı altında halkı soyan fırsatçılarla mücadele edeceksiniz. Aksi takdirde yaptığınız tek şey, göz boyamaktan ve bu çürümüş düzenin ömrünü uzatmaktan başka bir şey olmayacaktır. Ya bu hırsızlık düzenine, son verilecek ya da bu açlık dalgası lüks saraylarınızın duvarlarını yıkıp geçtiğinde, saklanacak yer bulamayacaksınız!
Leyla Yıldız ATAHAN

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir