Terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın yeniden evleneceğine ilişkin iddiaların gündeme gelmesinin ardından, Barzani çizgisine yakın yayın yapan Darka Mazi’de geçen günlerde dikkat çeken bir yazı kaleme alındı.
“Yatak Odasındaki Düşman: Radikal Şiddet Hareketlerinde ve Diktatörlüklerde Eşlerin ‘Ajan’ Olarak Tasfiyesi” başlıklı yazıda, Öcalan’ın eski eşi ve PKK’nın kurucu kadrosunda yer alan Kesire Yıldırım merkeze alındı.
Darka Mazi, Yıldırım’ın Öcalan ile evlendikten sonra örgüt içindeki yöntem ve ideoloji tartışmalarında muhalif bir çizgiye geçtiğini yazdı. Yazıda, Öcalan’ın daha sonra Yıldırım’ın aile bağlarını ve babasına ilişkin iddiaları öne çıkararak eski eşini devlet tarafından örgüte sızdırılmış bir isim olarak suçladığı aktarıldı.
Darka Mazi, bu süreci yalnızca kişisel bir çatışma olarak değil, lider merkezli yapılarda eşlerin ve yakın çevrenin “ajan”, “hain” ya da “güvenlik tehdidi” olarak tasfiye edilmesinin bir örneği olarak yorumladı.

STALIN’DEN MAO’YA UZANAN KARŞILAŞTIRMA
Yazıda Kesire Yıldırım örneği, Josef Stalin, Mao Zedong, Enver Hoca, Abimael Guzmán, Pol Pot ve Ho Chi Minh dönemlerinden örneklerle birlikte ele alındı.
Darka Mazi, mutlak otorite kuran liderlerin zamanla en yakınındaki isimleri de tehdit olarak görmeye başladığını savundu. Bu çerçevede eşlerin ya da aile üyelerinin casusluk, ihanet veya güvenlik riski suçlamalarıyla tasfiye edildiği örnekler sıralandı.
KESİRE YILDIRIM’I MERKEZE ALDI
Yazının en dikkat çekici bölümlerinden biri Kesire Yıldırım’a ayrıldı.
Yıldırım’ın örgüt içinde yargılandığı ve 1988’de Avrupa’ya geçerek PKK’dan tamamen koptuğu da yazıda aktarıldı.
EVLİLİK İDDİALARININ ARDINDAN GELDİ
Darka Mazi’nin yazısının zamanlaması da dikkat çekti.
Abdullah Öcalan’ın yeniden evleneceğine ilişkin doğrulanmamış iddiaların tartışıldığı dönemde yayımlanan yazı, Öcalan’ın ilk evliliğini ve Kesire Yıldırım’la yaşadığı kopuşu yeniden gündeme taşıdı.
Darka Mazi, sonuç bölümünde liderlerin özel hayatlarını ve zayıf noktalarını en iyi bilen eşlerini zamanla siyasi tehdit olarak görebildiğini savundu. Yazıda, bunun yalnızca kişisel bir öfke değil, liderlik kültü ve mutlak otorite arayışıyla bağlantılı bir mekanizma olduğu ileri sürüldü.
